KURUMSAL Kurucumuz Eğitim Felsefesi Yönetim Kadrosu BUEK İş Ortaklığı EĞİTİM ÖĞRETİM Okul Öncesi İlkokul Ortaokul Lise OKULLARIMIZ YENİ KAMPÜSLER UĞURLU OLMAK Sorularla Uğur Okulları U Mag Newsletter Uğur Sınava Hazırlık Merkezi Eğitime Teknolojik Destek Uğur International U-Tigers Club U Store Duyurular ve Haberler Basın Odası Blog İnsan Kaynakları Bize Ulaşın Tanıtım Filmi

Hawking’in Dünyası

04.05.2021 - Uğur Okulları

Yirminci yüzyılın en önemli bilim insanlarından biri olan Stephen Hawking geçtiğimiz Mart ayında hayata gözlerini yumdu. Peki engellerine rağmen hayatında hep bardağın dolu tarafına bakmayı tercih eden, sevilen dizilere konuk olmuş ve en önemli bilim insanları arasına ismini yazdırmış olan Hawking kimdir?

Pek çok bilim insanının zorluklarla dolu hayat hikayeleri bir yerden kulağımıza çalınmıştır. Mesela Einstein’ın Naziler tarafından bir hedef haline gelince ülkesini terk etmek zorunda kaldığını duymuş muydunuz? Ya da 2015 yılında Kimya dalında Nobel Ödülü alan Aziz Sancar’ın sekiz kardeşli kalabalık bir ailede büyürken ayakkabıya sahip olmanın bile lüks olduğunu anlattığı biyografisini okudunuz mu? Peki Hawking’in neden o sandalyeye bağımlı olduğunu biliyor musunuz? 

Profesör Stephen William Hawking 8 Ocak 1942’de İngiltere’de dünyaya gelmişti. Hawking çocukluğundan beri bilime ilgi duymuştu ama okul hayatında çok da parlak bir öğrenci olmamıştı. Biyolog olan babası onun tıp üzerine çalışma yapmasını beklerken o üniversitede matematik okumak istediğine karar vermişti. Fakat Oxford Üniversitesi’nde matematik bölümü olmayınca Hawking fizik okumaya karar verdi. Okul hayatı boyunca kuantum fiziğiyle ilgilendi. Okulu bitirince ilgisini çeken şeyin teori geliştirmek olduğunu fark eden Hawking, Cambridge Üniversitesi’nde teorik astronomi ve kozmoloji üzerinde çalışmaya başladı. Hayatının en güzel dönemlerinden birini yaşıyordu artık. Sevdiği işi yapıyordu ve sevdiği kadın ile evlenecekti. Üstelik henüz 21 yaşındaydı ve önünde upuzun bir hayat vardı. Bu sırada vücudunda bazı terslikler olduğunu fark etmesi uzun sürmedi. Pek de üstüne düşmedi bu tersliklerin. Fakat kontrolünün dışında gelişen sendelemeleri artınca hastaneye yatmaya karar verdi. Uzun süren bu tanı sürecinin ardından doktorlar ona ALS yani amyotrofik lateral skleroz tanısı koydu. Bu, insana bedenindeki tüm kasların kontrolünü kaybettiren nörolojik bir hastalıktı ve tedavisi yoktu. 

Gençliğinin baharında doktorlardan iki ya da üç yıllık bir ömrü kaldığını öğrenen Hawking’in hastalığı neyse ki yavaş ilerlemeye başladı. Hawking çalışmalarına devam ederken ilk eşi Jane ile evlendi ve çocuk sahibi bile oldu. 
Stephen Hawking’in en önemli çalışması Einstein’ın kuantum teorisini geliştirmesi oldu. Mikroskobik parçacıkların hareketlerini inceleyen kuantum mekaniği ile Einstein’ın kütle çekim kuramlarını birleştirerek yaptığı çalışma ile evrenin sınırlarının olmadığını söyledi. Kara delikler ile ilgili araştırmalarında ise kara deliklerin sadece çevrelerindekileri yutup büyümeye devam eden delikler olmadığını, kütle kaybettiklerini gördü. Hawking’in öne sürdüğü bu teoriye “Hawking radyasyonu” veya “Hawking ışıması” adı verildi. Hawking kara deliklerin teorik olarak parçacık yaydığını ve bununla birlikte kütle kaybettiğini ileri sürdü. Bu bulduğu teori Einstein’ın izafiyet teorisine aykırıydı çünkü izafiyet teorisine göre kara delikler küçülemezdi. Onun bilime kattığı bu gelişmeler sırasında Hawking hastalığı ile boğuşmaya devam ediyor fakat hastalığına yenilmemek için de elinden geleni yapıyordu. Cambridge Üniversitesi’nde yüzyıllar sonra Isaac Newton ile aynı pozisyona getirilen Stephen Hawking hayatındaki tüm engellerine rağmen dünyanın en prestijli unvanlarından birine sahip oldu. Bir Lucasian profesörü oldu. Bu onun kazandığı saygın unvanlardan sadece biriydi. Hawking hayatı boyunca yaklaşık on altı kitap yazdı. Hatta içlerinde “Evrene Açılan Gizli Anahtar” gibi kızı Lucy ile yazdığı çocuk kitaplarından “Zamanın Kısa Tarihi” gibi evreni ve evrenle ilgili teorileri en basit haliyle bize aktarmaya çalıştığı bilimsel kitaplar da vardı.

Einstein’dan sonra dünyanın en büyük fizikçisi kabul edilen Stephen Hawking’in hastalığı ilerledikçe onun günlük hayatını devam ettirebilmesi için ona özel bir tekerlekli sandalye tasarlandı. Sandalyesinde bulunan tabletteki yazılım Hawking’in yanağındaki hareketi algılıyordu. Hawking bu şekilde harfleri seçiyor ve sistem aynı telefon klavyelerimizdeki gibi kelimeyi en uygun şekilde tamamlıyordu. Bu şekilde tamamlanan kelimeler insan sesinin sentezlendiği bir program yardımı ile hoparlör aracılığıyla dışarı veriliyordu. Biz de bu şekilde onun konuşmasını duyabiliyorduk. Hawking için üretilen bu sistem ilk defa 1997 yılında kullanılmıştı. O zamandan bu yana daha iyi ses sentezleyici programlar çıkmış olsa bile Hawking kullandığı sesin kendisi ile özdeşleştiğini düşünüp bunu geliştirmek istememişti. Kendisi gibi ikonikleşen bu sesi için Pink Floyd “Keep Talking” yani ‘konuşmaya devam et’ anlamına gelen bir şarkı bile bestelemişti. Üstelik Hawking’in sadece sesi değildi popüler olan. Ünlü komedi dizisi “The Big Bang Theory” dizisine defalarca konuk olduğunda Sheldon’ı kızdırmasını izlerken bizi epey güldürmüştü Hawking. Ayrıca ünlü bilimkurgu dizisi “Star Trek”te rol almak istediğini senaristlere iletince kendisi için küçük bir bölüm yazılmıştı. Ayrıca kendisi çoğu kez insanların onu “The Simpsons” dizisinden tanıdıklarından yakınırdı. Çok değil yaklaşık dört sene önce Hawking’in bu zorlu ve ilham dolu hayat hikayesi sinemaya da uyarlandı. “Her Şeyin Teorisi” (The Theory of Everything) isimli film vizyona çıktığında eleştirmenlerden tam puan aldı. Üstelik filmin İngiltere’de yapılan galasına Stephen Hawking de katıldı ve kendisini canlandıran Eddie Redmayne ile poz verdi.

Düşünün ki bir bilim insanı engellerine rağmen hem bilim adına yaptığı pek çok şey ile insanlığa katkıda bulunuyor hem de ikonlaşan kişiliği ile popüler kültürün bir parçası oluyor. Böylesine çalışma azmiyle dolu, evreni keşfetmekten hiç vazgeçmeyen ve ne olursa olsun hayattan zevk almaya devam eden bu bilge aramızdan ayrılırken insanlık olarak onun uyarılarına kulak asmakta fayda var.    

“BİLİYOR MUSUNUZ?”

Stephen Hawking’in doğduğu günden 300 yıl önce Rönesans döneminin en ünlü düşünürlerinden ünlü astronom, fizikçi ve felsefeci Galileo hayata veda etti. Öldüğü gün ise Albert Einstein’ın 139. doğum günüydü ve Pi günüydü!
 

Kaynak: Uğur Okulları Gençlik ve Kariyer Dergisi U MAG, Sayı 4, Mayıs- Haziran 2018

#Yaşam
Sizi Arayalım
×
Sizi Arayalım
Sizi Arayalım
×
Sizi Arayalım